Şöyle bir coğrafya payımıza;...............

YAŞASIN ACININ EVRENSELLİĞİ 


 Şöyle bir coğrafya payımıza;

Acı, kan, çocuk ve de gözyaşı.

Hüzünlerine kulak tıkamış iki milyara aşkın acem silsilesi.

Bebekler doğar, yaşayamaz ve kan kusar çehresi.
İlelebet sürmez zalimlerin esareti.

Gören de, işiten de şüphesiz bize bizden yakındır, 
şaşırtır bir zaman, bekleyedurun görün asıl hâkimiyeti.

İbrahim süresi 42'nci ayeti ile vuku bulur yeryüzü
Bilhassa aynı cenneti göremeyecek bu zulüme şahit herkesi.

Son bulmadıkça mazlumların kederi, yeni doğmuş bebeğin kan gölüne bürünmüş beşiği,
neye yarar müslümanın Mina' daki şeytan taşlama ibadeti.

Aslında o denli karmaşık da olmamalı insan hürriyeti.

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasa ne Firavun'un hâkimiyete kör olma güdüsü gibi.
Kopsun artık kıyamet ne kaldı ki ötesi.

Kim katlanabilir bunca vakitli ölümlere?
Kim göğüs gerebilir zemheride köpük köpük ağaran saçlara?
Kim susturabilir ki bu sessizliği? 

Yaşasın ! Yaşamalı acının evrenselliği.
Yaşasın ! Yaşamalı acının evrenselliği.

Ya tüm çocuklar ebedi gülmeli ya da batıdan ışık vermeli güneşin her zerresi.

Ya tüm insanlık eşit yaşam sürmeli ya da azapsız yürek ebediyete göç etmemeli.

Utanmalı artık insanoğlu kendinden,
Elinden, dilinden, gözünden...

Rafa kaldırırken göğe yükselen haykırışları
var oldukça neşesi, sevinci, yediği ve de içtiği.

Ne mi olmalı ?

Ölüp ölüp dirilmemeli.
İnsan doğmalı, yaşamalı bu kutsal hayatı ve insanca ölmeli.